Dogi Miço
Üzgünüm, bu koleksiyonda ürün yoktur
Bir varmış, bir yokmuş…
Milk&Moo dünyasında, burnunu yerden kaldırmadan dolaşmayı çok seven, turuncu kulaklı, benekli, neşeli mi neşeli küçük bir köpek yaşarmış.
Onun adı Miço’ymuş.
Miço’nun diğer köpeklerden farklı, çok özel bir yeteneği varmış: Süper güçlü burnu!
Çimenlerin arasından geçen bir salyangozun izini, mutfaktan gelen kurabiye kokusunu, hatta yağmurdan sonra toprağın değişen kokusunu bile hemen fark edermiş.
Miço için her yeni koku, keşfedilmeyi bekleyen küçük bir sır demekmiş.
Bir sabah odasında oyuncaklarıyla oynarken burnuna daha önce hiç duymadığı bir koku gelmiş.
Miço bir anda durmuş.
Burnunu havaya kaldırmış.
Bir kez koklamış…
İki kez koklamış…
Sonra heyecanla:
“Bir koku var… Hadi bulalım!” demiş.
Koku pencerenin önünden geliyor, bahçeye doğru uzanıyormuş.
Miço hemen çocuk sırt çantasını hazırlamaya başlamış. Yanına büyütecini, not defterini ve uzun keşifler sırasında susamamak için çocuk matarasını almış.
Fakat tam kapıdan çıkacakken gökyüzündeki kocaman gri bulutları görmüş.
“Hmm… Bir koku dedektifi her şeye hazırlıklı olmalı!” demiş ve çocuk şemsiyesini de yanına almış.
Artık maceraya hazırmış.
Miço önce bahçedeki çiçekleri koklamış.
“Burada değil…”
Ağacın altındaki yaprakları koklamış.
“Burada da değil…”
Derken yerde minicik kahverengi izler görmüş. İzler bahçeden çıkıyor ve küçük koruya doğru devam ediyormuş.
Miço'nun gözleri parlamış.
İzleri tek tek takip etmiş.
Bir pati…
Bir pati daha…
Ama koruya vardığında izler birden kaybolmuş.
Miço sağa bakmış, sola bakmış. Hiçbir şey görememiş.
Tam vazgeçecek gibi olmuşken bir yerlerden incecik bir ses duymuş.
“Beni bulan yok mu?”
Ses, büyük bir çalının arkasından geliyormuş.
Miço hemen çalının yanına koşmuş. Dallar o kadar sıkmış ki aralarından geçmek hiç kolay görünmüyormuş.
İşte o zaman Miço bunun sıradan bir keşif olmadığını anlamış.
Sırt çantasını açmış ve özel kıyafetini çıkarmış.
Dogi’sini giymiş.
Derin bir nefes almış.
“Şimdi odaklanma zamanı!” demiş.
Önce yerdeki izlere dikkatlice bakmış. Sonra gözlerini kapatıp burnunu havaya kaldırmış.
Koku yeniden oradaymış!
Miço kokuyu takip ederek çalılıkların arasından küçük bir geçit bulmuş. Geçidin sonunda ise kaybolmuş minik bir oyuncak köpek duruyormuş.
Sabah duyduğu o gizemli koku ona aitmiş!
Miço oyuncağı dikkatlice ağzına almış ve geldiği yolu takip ederek korudan çıkmış.
O sırada yağmur başlamış.
Ama Miço hazırlıklıymış. Şemsiyesini açmış, sırt çantasını sırtına takmış ve patileri su birikintilerinde şıpır şıpır ilerleyerek eve doğru yürümüş.
Sokağın başına geldiğinde küçük bir çocuğun telaşla bir şeyler aradığını görmüş.
Çocuk Miço’nun ağzındaki oyuncak köpeği görünce sevinçle koşmuş:
“Buldun! En sevdiğim oyuncağımı buldun!”
Miço kuyruğunu öyle hızlı sallamış ki neredeyse bütün vücudu sallanıyormuş.
Çünkü Miço için bir maceranın en güzel yanı yalnızca gizemi çözmek değilmiş.
Bir arkadaşını mutlu etmekmiş.
O günden sonra mahallede ne zaman bir şey kaybolsa ya da çözülmeyi bekleyen küçük bir gizem ortaya çıksa herkes Miço’yu çağırırmış.
Miço da sırt çantasını hazırlar, matarasını yanına alır ve burnunu havaya kaldırırmış.
Zorlu bir görev varsa Dogi’sini giyer ve:
“Şimdi odaklanma zamanı!” dermiş.
Sonra burnunu yere yaklaştırıp o meşhur sözünü söylermiş:
“Bir koku var… Hadi bulalım!”
Ve yepyeni bir macera başlarmış…
