Milk&Moo Friends
Milk&Moo Friends Hikayesi
Pembe Tavşan Çançin
Bir varmış, bir yokmuş. Ormanlar ülkesinde tüyleri pembe ve bulduğu her havucu kırt kırt yiyen bir tavşan yaşarmış. İsmi Pembe Çançin miş.
Pembe Çançin çocukları çok seven, komik ve iyi kalpli bir tavşanmış. Ev ev gezer, uykusu gelen tatlı çocukları bulur, ellerinden tutarak pembe bulutlarla kaplı rüyalar ülkesine götürürmüş.
Ağaçların ve kuşların arasından yükseklere süzüldükçe çocuklar çok mutlu olurlarmış. Öyle keyifliymiş ki gökyüzü. Pembe bulutlara ulaştıklarında orası hep sıcacıkmış.
Bu pembe bulutların rahatlığı ve yumuşaklığı üzerinde keyifle oynayan, yuvarlanan, şakalaşan, hoplayıp zıplayan çocuklar dinlenmek için Pembe Çançin’in anlattığı güzel masalları dinlerlermiş. Bu dinleme, rahatlama onlara çok iyi gelirmiş.
Gözleri yavaş yavaş kapanan, mışıl mışıl uyuyan çoçuklar evlerine döndüklerinde daha mutlu ve daha büyümüş olurlarmış. O yüzden her gün rüyalar ülkesine gitmek için Pembe Çançin’in gelmesini beklerlermiş.
Arı Vız Vız
Bir zamanlar ayçiçeği tarlasında bir Arı Vız Vız yaşarmış. Arılar diyarının en çalışkan arısıymış.
Sabah erken uyanır, kahvaltısını yapar, en lezzetli balları toplamaya çıkarmış. Topladığı ballar o kadar güzelmiş ki, hep tadına bakar, yermiş.
O yüzden Arı Vız Vız’ın kanatları çok kuvvetliymiş, diğer arılardan daha hızlı uçabiliyormuş.
Ayçiçeği tarlasındaki yavru minik arılar da böyle güzel uçmayı ve en güzel balların nasıl toplandığını öğrenmek istemişler.
Arı Vız Vız’ın etrafında heyecanla toplanmışlar. ‘Bir gün bizi de alıp gezdirebilir misin? diye sormuşlar.
Çalışkan Arı Vız Vız hepsini çok sevdiği için öğretmeyi kabul etmiş. Her sabah erkenden uyanıp birlikte en güzel çiçekleri bulmuşlar, şarkılar söyleyerek çiçekten çiçeğe konmuşlar, bal toplarken birbirlerine hep yardım etmişler.
Zaman geçtikçe balları çoğalmış. Bu yüzden ballarına isim de koymuşlar. ‘Arı Vız Vız’ın Tatlı Balları’ olmuş. Diğer tarlalardan gelen arılar hep bu baldan yemiş, yavru minik arılar da hep bu tarlada uçmayı öğrenmişler.
Çaça Kurbağa
Milk&Moo ailesinin en eğlenceli üyesi Çaça Kurbağa, dans etmeyi, müzik dinlemeyi, şarkı söylemeyi, zıp zıp zıplamayı çok severmiş.
Bütün arkadaşları bunu bildiği için yapılacak olan dans ve müzik yarışması müjdesini ilk ona bildirmeye karar vermişler.
Bir gün ormanda tek başına yürürken kendisine doğru koşan Pembe Çançin’ i görmüş. Pembe Çançin ‘Hey! Sana çok güzel haberlerim var, ormanda dans ve şarkı yarışması yapılacak, katılmak ister misin?’ diye sormuş.
Kurbağa sevinçle cevap vermiş, ‘tabii ki çok isterim, zaten ben dans etmeyi ve şarkı söylemeyi çok seviyorum, haber verdiğin için teşekkür ederim’ demiş ve hemen yarışma için hazırlanmaya başlamış.
Hem şarkı söyleyecek hem dans edecekmiş.
Yarışma günü herkes çok heyecanlıymış çünkü kurbağanın kazanmasını istiyorlarmış.
Sahneye çıktığında en güzel şarkıyı o söylemiş, en güzel dansı o yapmış, en çok alkışı o
almış ve yarışmayı kazanarak birinci olmuş.
Ormandaki herkesle birlikte Çaça Kurbağa da çok eğlenmiş.
Yarışmayı kazanan Çaça Kurbağa mutlu bir şekilde evine dönmüş ve bu masal da böylece sona ermiş.
Tombiş Kedi
Tombiş Kedi her sabah okula gitmeden ormana gider ve elma ağaçlarından elma toplarmış. Ağaçlarda Tombiş Kediy'i çok sevdikleri için ona lezzetli ve kırmızı elmalarından verirlermiş. Kendisi gibi elma yemeyi çok seven arkadaşları her sabah sevinçle Tombiş Kedi'nin gelmesini beklermiş.
‘’Bu elmaları kim yemek ister" diye sormuş Tombiş Kedi.
"Ben isterim" demiş tavşan.
"Ben isterim" demiş kurbağa.
Sırayla cebinden çıkardığı elmaları arkadaşları ile paylaşmış. Tombiş Kedi iştahla elmasını yerken ''hapşiki hapşiki'' diyerek ağzını şapırdatır ve arkadaşlarını güldürürmüş. Bu sesi duyan herkes Tombiş Kedi'nin elma yediğini anlarmış.
Yine bir sabah elma toplamaya giden Tombiş Kedi, ağaçlarda elma görememiş. Uzanabildiği dalların hiçbirinde elma kalmamış. Tırmanmış, tırmanmış, tırmanmış... Ne kadar tırmansa da elma bulamamış...
Bu duruma çok üzülen Tombiş Kedi ve arkadaşları yeni elma ağaçları dikmeye karar vermişler. Diktikleri küçük meyve ağaçlarının elmaları kızarmaya büyümeye başlamış, yeterince su aldıkça çok güzel ağaçlar olmuş. Bu ağaçlar hem elmalar vermiş hem hayvanlar için yuva yapmış.
Ve gökten 3 elma düşmüş. Biri bu masalı yazan ablanız için, biri okuyan sizler için diğeri de anne babasının sözünü dinleyip elmayı çok seven tüm çocuklar için.
Sangaloz Ailesi
Bir varmış, bir yokmuş. Ormanlar ülkesinde havalar soğumaya, yağmurlar yağmaya, mevsimler değişmeye başlamış.
Artık yaz mevsiminden sonbahar mevsime geçmişler. Güneşli havaları seven hayvanlar da soğukta kalmamak için yavaş yavaş yuvalarına girmiş.
Bebek Sangaloz, anne Sangaloz ve baba Sangaloz ise yağmuru çok seviyorlarmış çünkü bütün yaz toprak altında dinlendikleri için artık toprak üzerine çıkıp hoşça vakit geçirip, fiti fiti gezme vakitleri gelmiş.
Bebek Sangaloz henüz çok küçükmüş, küçük olduğu için kabuğu da yumuşacıkmış, daha kolay kırılabilir, daha kolay yaralanabilirmiş. Kendisine dikkat etmesi gerekiyormuş. Kalabalık yerlerde fazla durmuyor, anne ve babasının yanından ayrılmıyormuş.
Bir gün kendisini seven, koruyan insanlarla karşılaştıktan sonra gidip bunu anne ve babasına anlatmış. O günden sonra bebek Sangaloz, anne Sangaloz ve baba Sangaloz sadece ormanda değil, insanların da arasında yaşamaya karar vermişler.
Bugün yollarda ve bahçelerde fiti fiti gezerken gördüğümüz bütün sangalozlar tıpkı bebek Sangaloz, anne Sangaloz ve baba Sangaloz gibi insanların arasında yaşamaya karar veren, birbirinden ayrılmayan mutlu sangaloz aileleridir.
